1. GİRİŞ
1960'lı yılların ikinci yarısından itibaren, çeşitli ülkelerde yerleşik olan
ermeni grupların, Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyaları ile
varlığını hissettiren sözde ermeni sorunu, 1973'den sonra "Kanlı ermeni Terörizmi"ne dönüşmüştür.
Bu tarihten itibaren Türkiye'ye yönelik ermeni faaliyetleri, "Dört T"
planı çerçevesinde uygulamaya konulmuştur. bu plan, sözde ermeni sorununun tüm
dünyada tanıtılması (terörizm ile), tanınması (soykırımın kabulü aşaması),
tazminat alınması (Türkiye'den) ve toprak elde edilmesi (Türkiye'den) aşamalarını içermektedir.
Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde ermeni sorununun ne
derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile ortaya atıldığını daha
iyi anlayabilmek için tarihsel gelişiminin incelenmesinde fayda görülmektedir.
2. ermeni KİMLİĞİ VE
TARİHTE TÜRK-ermeni ; İLİŞKİLERİ :
Tarihte, "ermenistan neresidir? nerede başlar? ve nerede biter?"
sorularına cevap vermek çok güçtür. ansiklopedik kaynaklarda; Erivan, Gökçegöl, Nahcıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako
bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen Armenia, bu
yörelerde yaşayan halka ise ermeni denildiği yer almaktadır.
ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. altıncı yüzyılda kuzey Suriye ve Kilikya bölgesi'nde yaşayan Hititlerden olduklarını, bir
diğer kısmı ise Nuh'un oğullarından Hayk'a
dayandıklarını iddia etmektedir. Bunun yanında, ermenistan denilen coğrafyada
yerleşen ve bugün ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak
neresinde yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer unsurlara
kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir.
Görülüyor ki, ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde
değildir. O halde tarih boyunca millet ve bağımsız bir devlet olma vasfını
yakalayamayan bu toplumun, herhangi bir bölgeye "vatanımızdır"
demeleri mümkün görülmemektedir. "Büyük ermenistan" hayalinin de,
tamamen yayılmacı bir düşüncenin ürünü olduğu değerlendirilmektedir.
Tarihsel olarak bakıldığında, ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türkler'in
hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. ermeni derebeyliklerinin bir çoğu,
bölgeye hakim olan ve/veya ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen
devletler tarafından kurdurulmuştur.
1071'de Türk hakimiyetine giren ermeniler'i,
Bizans'ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden,
Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, ermenilere din ve vicdan
hürriyeti verilmiş, ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek
üzere ermeni patrikliği kurulmuştur.
ermeni patriği, kendi yetkisiyle ruhani reisleri azlediyor, dini ayinleri
yasaklıyor, kendi adamlarından haraç toplayabiliyor, nikah işlerini
yürütebiliyor ve hapis cezaları verebiliyordu.
ermeniler, 19 uncu yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde, Türk insanının
hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten
muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan ermeniler, ticaret, zanaat ve
tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde
etmişlerdir. Rum isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen ermeniler'e Osmanlı devleti'ne hizmetlerinden dolayı
"milleti sadıka" adı verilmiştir.
Bu nedenle 19 ncu yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlılar'ın bir ermeni sorunu olmadığı gibi, ermeni
tebaa'nın da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.
3. ermenİ SORUNU NEDİR
?
Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine
maruz kalınca, Türk - ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır.
Batılı ülkeler Osmanlı devleti'ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için
ermeniler'i Türk toplumundan koparmayı
hedeflemişlerdir.
Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri " ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı devleti'nin iç
işlerine karışırken, bir yandan da ermeniler'i,
Osmanlı yönetimi'ne karşı
teşkilatlandırmışlardır.
Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan ermeni
komiteleri ile
ermeni kiliseleri'nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, ermeni toplumu yavaş yavaş Türkler'den uzaklaşmaya
başlamıştır.
Türkler'in iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türkler'le
mücadeleye başlayan ermeniler, batı'nın desteğini alabilmek için kendilerini
"ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik
haklarını Türkler'in gasp ettiği"ni dile
getirmeye başlamışlardır.
Islahat fermanı ile müslümanlar ve gayri müslimler eşit statüye getirilince
ayrıcalıklarını kaybeden ermeniler, 1877 - 1878
Osmanlı - Rus Savaşı sonunda, Rusya'dan "işgal ettiği doğu Anadolu topraklarından
çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya ermeniler lehine ıslahat
yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte ermeni sorunu ilk
kez ortaya çıkmaya ve uluslar arası bir şekil almaya başlamıştır.
ermeniler, bu kez Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve ingiltere'nin elinde, Rus yayılmacılığına karşı bir ileri
karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine
sunulan ermeni sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı imparatorluğu'nu yıkma ve
paylaşma politikasının bir uzantısıdır.
4. ermenİ İSYAN VE
KATLİAMLARI :
ermeniler'e sırasıyla, Anadolu'da; " Kara Haç", " Armenakan" ve " Vatan Koruyucuları",
Cenevre'de; " Hınçak", Tiflis'te; " Taşnak" komiteleri
kurdurulmuştur. bu komitelere hedef olarak doğu Anadolu toprakları, amaç olarak
ise Osmanlı ermenileri'nin birliği gösterilmiştir.
Bu amaçla kışkırtılan ermeni komiteleri, ilk olarak 1890 erzurum
isyanı olmak üzere, Kumkapı gösterisi, Kayseri,
Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, Sason isyanı, Bab-ı
ali gösterisi, Zeytun ve Van isyanı, Osmanlı Bankası'nın işgali, Abdulhamit'e
suikast taşebbüsü ve 1909 Adana isyanlarını çıkartmışlardır.
Bu isyanlar sırasında, 1914'de Zeytun'da 100, 1915 van olaylarında 3000 ve 1914-1915 muş olaylarında 20.000
tür, ermeni
mezalimi sonucu
hayatlarını kaybetmiştir.
ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında
giriştikleri katliamlarla vermiştir. Bu
dönemde ermeniler; Ruslar
hesabına casusluk yapmış, seferberlik gereği yapılan askere alma
çağrısına uymaksızın askerden kaçmış, askere gelip silah altına alınanlar ise silahları ile birlikte Rus
ordusu saflarına geçerek, "vatana
ihanet" suçunu topluca işlemişlerdir. Daha seferberliğin başlangıcında,
Türk birliklerine karşı saldırıya geçen ermeni çeteleri, Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle sivil halka büyük zarar
vermişlerdir. Örneğin Van’ın Zeve köyü’nün bütün
halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, ermeniler tarafından öldürülmüştür.
5. TEHCİR KANUNU,
UYGULAMASI VE SÖZDE ERMENİ SOYKIRIM İDDİASI:
Osmanlı Hükümeti’nin bütün iyi niyetine rağmen, ülkede ermeni olaylarının giderek yoğunluşması,
savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına ermeni saldırılarının artması ve
ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle mahalli isyanların topyekün bir ihanete dönüşmemesi için, cephe gerisinin
emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.
Bu maksatla, 24 Nisan 1915'de ermeni komiteleri kapatılmış ve yöneticilerinden
2345 kişi, "devlet aleyhine faaliyette bulunmak" suçundan
tutuklanmıştır. ermenilerin her yıl "sözde soykırım anma günü" olarak
andıkları 24 Nisan, bu tarih olup tehcirle alakalı degildir."
Komitelerin kapatılması, ele başlarının ve bazı teröristlerin tutuklanması,
olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir. Osmanlı Hükümeti son
insani çare olarak; savaş bölgelerindeki halk ile Osmanlı Devleti'ne karşı
casusluk ve hiyanetleri görülenlerin, ayrı ayrı -veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere
"sevk ve iskanı" için 27 Mayıs 1915'de "tehcir kanunu"nu
çıkarmıştır.
Göçe tabi tutulanlar, imparatorluk sınırları içinde Ordu-Kastamonu,
Ankara-Niğde, Malatya-Maraş, Diyarbakır-Urfa-Adana ve
Suriye-Irak bölgelerine gönderilmiş olup, 1916 Ekim sonuna kadar toplam 702.900
kişinin göç ettirildiği belgeleriyle sabittir.
1914 yılı resmi verilerine göre Osmanlı Devleti'nde 1.234.671 ermeni nüfusu
bulunmaktadır. bu sayı ermeni patrikhanesi'ne göre 2.5 milyon, lozan konferansı ermeni heyetine göre 2.2 milyon, Fransız
sarı kitabı'na göre 1.5 milyon, Britannica'ya göre
1.5 milyon, ve İngiliz yıllığına göre 1 milyon olarak belirtilmektedir.
Buna göre en fazla 700.000 kişinin göçe tabi tutulduğu bir yer değiştirme
olayında, ermenilerin iddia ettiği gibi 2-3 milyon kişinin öldürülmesi mümkün
değildir. çünkü, zaten Osmanlı devleti içinde 1.230.000 civarında ermeni
bulunmaktadır. bunun da ötesinde eğer Osmanlı devleti ermeni tebaasından
kurtulmak isteseydi, bunu asimilasyon yoluyla halledebilirdi. oysa açıklandığı
üzere ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir yaşam
sürdürmüşlerdir.
0 halde sözde ermeni soykırım iddiası tamamen uydurma olup, hiç bir belge ve
kanıta dayanmayan, hukuki zeminden yoksun olan ve Türk düşmanlığı üzerine bina
edilen, gerçek dışı, bir hayal ürünüdür.
Asoghik ve Mateos'dan Voltaire, Lamartine, Claide Farrere, Pierre Loti, Nogueres,
İlone Caetani, Philip Mashall Brown, Michelet, Sir Charles Wilson, Politis, Arnold, Bronsart, Roux, Grousset, Edgar Granville, Garnier, Toynbee, Price, Bombaci'ya kadar uzanan ve
bazılarına hiç de Türk dostu damgası vurulmayacak pek çok tarihçi ve yazar
Türklerin bu konudaki hakkını teslim etmişlerdir.
Nitekim ABD'li ermeni profesör Hovannısıan, 1982
yılında Münih'te yapılmış olan "dünya ermenilerinin problemleri
kongresi'nde bu gerçeği, "ermeni soykırımı ispatlanamamıştır. Soykırım
hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır" şeklinde dile
getirmiştir.
Ayrıca, 1998 Haziran ayı içerisinde İngiliz Hükümeti, lordlar
kamarasında ermeni soykırımına ilişkin sorulara maruz kalmış ve bunlara yazılı
olarak, "Türk Hükümeti'nin ermeni tebasını yok
etmeye dair bir kararının mevcudiyetine ilişkin bir kanıt bulunamadığından,
İngiliz Hükümeti, 1915 olaylarını soykırım olarak tanımamıştır" yanıtını
vermiştir.
ABD'li Prof. Bernard Lewis
ve Prof. Stanford Shaw da, sözde ermeni soykırımının
gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle, ermenilerin yoğun tepkisine
maruz kalmıştır. soykırım iddiasına Bernard Lewis, 1993 yılında "Le Monde" gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle
değinmiştir: "Osmanlı Hükümeti'nin ermeni ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören
bir planı olduğunu gösteren geçerli kanıt yoktur. Türklerin "tehcire"
(ermeni halkın savaş alanından alınarak başka yerlere gönderilmesi)
başvurmalarının meşru nedenleri vardır. Çünkü ermeniler, Osmanlı topraklarını
işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı". Yine
Dr. Karakın Pastırmacıyan'ın
"Anadolu'yu sarkı şimendifer meselesi" adlı
kitabında, Erzurum çevresinde yaşayan 15.000 civarındaki ermeninin
kendi isteğiyle Türkiye'yi terk ettiği, ermenilere Türkler tarafından baskı
yapılmadığı ve soykırım gibi bir muamelenin olmadığı yer almaktadır.
6. SOYKIRIM NEDİR?
ÖRNEK SOYKIRIM OLAYLARI :
Soykırım; ırk, milliyet, etnik ve din farklılıkları nedeniyle insan gruplarının
yok edilmesidir. bu suç direkt olarak bir hükümet tarafından veya onun rıza
göstermesi ile işlenebilir. Birleşmiş milletler genel kurulu dünyada soykırım
suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948'de "soykırım sözleşmesi'nı
kabul etmiş ve Türkiye de bu sözleşmeye 1950 yılında taraf olmuştur.
Soykırım dendiği zaman, II nci dünya savaşı boyunca
Nazilerin Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım
akla gelir. 1939 ila 1945 yılları arasındaki dönemde, 5-6 milyon Yahudi, 3 milyondan
fazla Sovyet savaş tutsağı, birer milyondan fazla Polonya ve Yugoslavya sivil
halkı, 200.000 civarında çingene ve 70.000 özürlü insanın canına kıyılmıştır.
İşte soykırım budur.
Bunlara ilave olarak, birleşmiş milletler'in önleyici
yönde sözleşmesi olmasına rağmen, modern çağda da sayısız soykırım olayı
görülmüştür. örneğin 1965-1966 yıllarında Endonezya ordusu bir milyon komünisti
ve ailelerini öldürmüş, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya'da Kızıl Kmerler 1.7 milyon Kamboçyalı'yı
katletmiş, 1994'de Ruanda'da 500.000 Tutsi, Hutular tarafından
öldürülmüş ve 1991'den sonra Bosna-Hersek ile Kosova'da binlerce müslüman Sırp vahşeti sonucu hayatını kaybetmiştir."
Soykırım suçu, gerçek anlamda yukarıda örneklenmiş olan olaylarda işlenmiştir.
ermenilerin iddia ettiğinin aksine, 1915 yılında doğu Anadolu bölgesindeki
ermenilere yönelik uygulama, sadece güvenliğin sağlanması amacıyla imparatorluk
içinde başka bir bölgeye göç ettirme olup soykırım ile hiç bir alakası yoktur.
ermenilerin doğu Anadolu'da savaş ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri
doğrudur. ancak bu kayıplar, doğu Anadolu'da yaşanan savaş ve isyanlar
nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç
yetersizliği, ağır iklim şartları ile tifüs gibi salgın hastalıkların yol
açtığı tahribat sonucu meydana gelmiştir.
Aslında ermeniler, geçmişte hakimiyeti altında yaşadıkları devletlere
ihanetlerinden dolayı bir çok kez buna benzer göç hareketlerine tabi
tutulmuşlardır. Sasaniler 379'larda 70.000 ermeniyi İran'a, Bizanslılar 1025'lerde Doğu Anadolu'daki
40.000 ermeni'yi Sivas ve Kayseri'ye, Memluklar 1250'lerde 10.000 kadar
ermeni'yi Mısır'a, 1743'de İranlılar 24.000 ermeni'yi İran içlerine ve 1777'de
Kırım'ı işgal eden Ruslar bölgedeki binlerce ermeni'yi steplere sürmüştür.
Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına maruz kalan ermenilerin, bunların
hiç birini gündeme getirmeden, sadece 1915'de Osmanlı devleti tarafından son
derece haklı gerekçelerle göçe tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile sorun
haline getirmeleri maksatlı olup, Türkiye'nin bütünlüğünü bozmaya yönelik
politikaların bir ürünüdür. Batılı ülkelerin, Afrika ve Balkanlar'da yaşanmakta
olan gerçek anlamdaki soykırım hareketlerine seyirci kalarak, sözde ermeni soykırımına
sahip çıkmaları, bunun en iyi göstergesidir.
7. ERMENİ TERÖRÜ :
Türkiye açısından ermeni sorununun önemli bir boyutu, ermenilerin Türklere
karşı silahlı terör metodolojisini kullanmaya başlamalarıdır. Özellikle Türk
devlet adamlarına yöneltilen bu taarruzi strateji ilk
defa 1905'de II. Abdülhamit'e yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır. 1965
yılına kadar sakin bir dönem geçirdikten sonra, ermeni lobisinin desteğiyle
terör hareketleri birdenbire
tekrar ortaya çıkarılmış, 1972 yılı sonuna kadar çeşitli ülkelerde 20'ye yakın
anıt dikilmiş, basın ve yayın faaliyetleri programlı olarak uygulamaya
konmuştur.
ermeni terörü, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına yönelik
silahlı saldırılar şeklinde kısa zamanda hızlı bir tırmanış
göstererek yoğunluk kazanmıştır. Bu dönemde, Avrupa ve doğu ülkeleri ile Suriye
ve Lübnan'da üsler edinen ermeniler, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile işbirliği
içine girerek eylemlerini gerçekleştirmişlerdir.
ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine taktik değiştirerek, PKK
terör örgütü ile işbirliğine gitmişlerdir. 1984 yılında cereyan eden Eruh ve
Şemdinli baskınlarıyla, PKK sahneye itilmiş ve asala-ermeni terörü geri plana
çekilmiştir.
ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye'yi
istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki ermeni topraklarını
kurtararak, "bağımsız bir ermenistan" kurmaktı. bu gün devlet olma
özelliğini elde eden ermenilerin, söz konusu isteklerinin değişik başlıklar
altında devam ettiği görülmektedir.
8. BUGÜNKÜ DURUM VE SONUÇ
:
SSCB'nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991'de bağımsızlığını ilan eden
ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye'ye yönelik "sözde soykırım"
iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. ermeniler, zulme ve
haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, dünya kamuoyunu başta ABD ve
Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslararası kuruluşları, ermeni
davası lehine çekmeye çalışmaktadır.
Böylece soykırım iddiaların kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye'den yüklü
bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu
iddia ettikleri sözde ermeni topraklarının iadesini sağlayarak büyük
ermenistan'ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim ermenistan
parlamentosu 23 Ağustos 1990'da kabul ettiği bildiride; "ermenistan
Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve batı ermenistan'da
gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını
destekler" maddesine yer vermiştir.
Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle Belçika, Fransa,
Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin'de yoğunlaşmış
ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye başlanmış, hatta
bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu
alanda en önemli gelişme ise 29 Mayıs 1998'de Fransa meclisi tarafından sözde
ermeni soykırımının resmen tanınmasına dair tasarının onay için senatoya
gönderilmesidir.
Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan
sonra, Nisan 1998'de Koçaryan'ın cumhurbaşkanı
olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış, ve
ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye
başlamıştır.
Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir
açıklamada; "soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu
trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve
uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini"
ifade etmiş, birleşmiş milletler genel kurulu'nun 53. oturumunda da bilinen
iddialarını tekrarlayarak, ermenistan'ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından
abluka altına alındığını dile getirmiştir.
Günümüzde sözde ermeni soykırımı adı ile bütünleşmiş olarak görünen ermeni
sorununun; Türkiye'den tazminat almak ve ardından toprak talep etmek, PKK terör
örgütüne örtülü de olsa destek vermek ve Türkiye'ye dost olmayan çevre
ülkelerle ittifak kurmak suretiyle ülkemiz aleyhine faaliyetlerde bulunmak ve Yukarı Karabağ ile
Azerbaycan
konusunda uzlaşmaz bir
tutum içerisinde olmak gibi boyutları bulunmaktadır.
Sonuç olarak ermeni sorunu, Osmanlı döneminde bu imparatorluğu parçalayarak
çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bu gün ise isimleri
değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini
gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden
dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan sun'i
bir sorundur.